J1 Haplogrubu, Semitikler ve Sümerler

Sumerians, Sumeria, Map

 J1 HAPLOGRUBUNUN SÜMERLER İLE İLGİSİ NEDİR? 

Öncelikle J1 haplogrubunun, bütünüyle Semitik olmadığını belirtmekte fayda var. Yaklaşık 32.000 yıl önce J’den ayrılan J1 haplogrubu, tarih öncesi devirlerden itibaren dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmıştır. Günümüzde J1 haplogrubunun birden çok etnik halkta görüldüğü ve en yoğunlaştığı bölge Kafkasya’dır. Kafkasya’da Azeriler, Avarlar, Dargınlar, Lezgiler, Kaytaklar ve Kubaçiler gibi farklı dil konuşan halklarda oldukça yüksek oranlarda J1 haplogrubu mevcuttur. Türkler, Çeçenler, Nogaylar, Türkmenler ve Tatarlar gibi çeşitli etnik gruplarda da J1’in çok çeşitli varyasyonları görülmektedir.

Sumerians, Sumeria, Map

J1 haplogrubu, Irak’ta eski Sümer topraklarının bulunduğu bölgede %81 oranında görülür.

Kafkasya’dan sonra J1’in en çok görüldüğü bölge, Mezopotamya’nın güney kesimleridir. O bölge bir zamanlar Sümerlerin yaşadığı coğrafyadır. Al-Zahery (2011)’in çalışmasına göre J1 haplogrubu, o bölgede (Güney Mezopotamya’da) %81 oranında en çok görülen Y-DNA haplogrubudur (Al-Zahery, 2011). Irak, J1 haplogrubunun başka dallarının da görüldüğü bir bölgedir. Bu yönüyle Arap yarımadasından farklılık arz etmektedir. Nitekim Arabistan ve Kuzey Afrika’daki Araplarda sadece tek bir dal (FGC11) yoğun olarak görülmektedir. J1 haplogrubunun Arabistan’da ve Kuzey Afrika’da görülmeyen bir çok dalı Karadeniz’in kuzeyinde, Avrupa’da ve Orta Asya’da görülmektedir.

Afro-asiatic people or languages, map

Arapçanın da dahil olduğu Afroasyatik diller, Kuzey Afrika ve Arap yarımadası ve çevresini kaplayan geniş bir alanda görülür. Afroasyatik dilli halklarda en fazla görülen haplogrup E1b’dir. E1b’nin V32, V12 ve M123 gibi çeşitli dalları Semitik halklarda yaygındır. E1b-M123 dalı Mezopotamya, Levant ve Arabistan’da da görülür.

Afroasyatik halklar (yani Arapça ile aynı dilden çoğalan topluluklar) bir bütün olarak değerlendirildiğinde en fazla E1b1b haplogrubunun Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika dallarıyla ilişkili görülmektedir. Afroasyatik halklarda E1b’den sonra en fazla görülen y-kromozomu genel olarak J1’in FGC11 dalıdır; ancak bu dal da en fazla Güney Mezopotamya’da yoğunlaşmaktadır. FGC11’in de yaşı baz alındığında, MÖ 2000’lerde bu bölgeden batıya doğru bir yayılım olduğu anlaşılmaktadır.

FGC11, Yfull sonuçlarına göre, MÖ 2600 yılına kadar uzanmaktadır. Arabistan halkında sadece bu dalın görülüyor olması, bu dalın temelde Afroasyatik olmadığına işaret etmektedir. Nitekim genetik bilimde bir haplogrubu belirli bir bölgeye addedilebilmesi için o bölgede birbirine paralel çok sayıda dalın olması gerekir. J1 FGC11 dalının o bölgedeki tarihi de 4000 seneden önceye gitmez. Ayrıca Avrupa ve Asya’da Araplarda hiç rastlanmayan çok sayıda J1 dalı mevcuttur. Bu dallar şu şekilde sıralanabilir: Z1828 (Batı Asya, Kafkasya, Orta Asya), ZS241 (Karadeniz’in kuzeyi), L817 (Avrupa, Orta Asya), Z640 (Avrupa, Batı Asya), YSC76 [FGC15940] (Karadeniz’in kuzeyi ve Türkiye), PF7263 (Karadeniz’in kuzeyi, Avrupa, Kafkasya vb). Tüm bunlara karşı Araplarda görülen J1’lerin tamamına yakını FGC11 dalına mensuptur ve MÖ 2000’lerdeki bir erkeğin soyundan gelmektedirler. Bu noktada J1 haplogrubunun sadece tek bir dalı Güney Mezopotamya ve Arap yarımadasına özgü görülmektedir.

J1 haplogrubu, Araplara özgü olsaydı, başından beri çok sayıda J1 dalını Araplarda veya Afroasyatik (Hami-Sami dilleri konuşan) halklarda görmemiz gerekmez miydi? Dolayısıyla J1 haplogrubuna Semitik ya da Afro-Asyatik diyemeyiz. Şimdi gelelim asıl konumuza… Bu noktada kısmen şaşıracak, belki itiraz edeceksiniz, ancak söz konusu Arap dalı FGC11 de aslında Afroasyatik (veya linguistik manada Semitik) değildir. Bu yazımızda J1’in hakikatte Sümerlere dayandığı bilgisini tarihî kaynaklar doğrultusunda sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu bölümü, ön yargılarınızdan sıyrılarak, dikkatle ve sonuna kadar okumanızı öneriyoruz.

HZ. İBRAHİM SÜMER KÖKENLİ Mİ? 

Günümüzde Hz Muhammed’in soyundan gelen seyyidler ile İshak’ın soyundan gelen Yahudilerin aynı soydan oldukları ve J1-FGC11 dalına mensup oldukları genetikçiler tarafından kabul görmektedir. J1’in FGC11 dalı ise Yfull sonuçlarına göre 4600 ilâ 4200 yaşındadır. Yani FGC11 mutasyonunu taşıyanlar, MÖ 2200-2400 tarihlerindeki tek bir adamdan çoğalmaktadır. Nitekim FTDNA tabanlı “Quraysh & Bani-Hashem” adlı proje kapsamında İsmail’in soyundan gelen Kureyşi ve Haşimi kabilelerine mensup şahıslarla İshak’ın soyundan gelen İsrailoğulları mensuplarının J1 haplogrubunun FGC11 dalına mensup oldukları da genetik olarak kabul görmektedir.

İslam ve Musevilik kaynaklarına göre, Hz. İbrahim’in oğullarından İsmail’in soyundan gelenler İsmaililer (Adnaniler, Kureyşiler, Haşimiler vb), İshak’ın soyundan gelenler ise Benî İsrail (İsrailoğulları) olarak bilinmektedir. Kaynaklara göre Hz. İbrahim, aslen Arap olmayıp, MÖ 2000-2200 tarihleri arasında Sümer bölgesindeki Ur kentinde doğmuş ve ailesiyle birlikte Ur kentinden Harran’a göç etmiştir. Buradan Kenan olarak bilinen bölgeye göçmüşlerdir; İshak’ın çocukları Fenikelilerin yaşadığı Kenan elinde kalmayı tercih ederek, o bölgenin Afroasyatik dili olan Fenikeceyi sonradan öğrenmişler ve İbranice adlı Kenan dili lehçesi ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan, İslam kaynaklarına göre, Hz Muhammed’in de atası olan İsmail ve oğulları, Mekke’ye yerleşerek o bölgenin yerli dili olan Afroasyatik Arap dilini Cürhüm kabilesinden öğrenmiştir. İbrahim’in kendisi ve kardeşlerinin öz memleketleri Ur kentinde doğmaları ve oradan ayrılmalarıyla ilgili bilgiler, Tevrat’ın birinci kitabı Tekvin’de de geçmektedir:

כו  וַיְחִי-תֶרַח, שִׁבְעִים שָׁנָה; וַיּוֹלֶד, אֶת-אַבְרָם, אֶת-נָחוֹר, וְאֶת-הָרָן.
כז
  וְאֵלֶּה, תּוֹלְדֹת תֶּרַח–תֶּרַח הוֹלִיד אֶת-אַבְרָם, אֶת-נָחוֹר וְאֶת-הָרָן; וְהָרָן, הוֹלִיד אֶת-לוֹט.
כח  וַיָּמָת הָרָן, עַל-פְּנֵי תֶּרַח אָבִיו, בְּאֶרֶץ מוֹלַדְתּוֹ, בְּאוּר כַּשְׂדִּים.

כט  וַיִּקַּח אַבְרָם וְנָחוֹר לָהֶם, נָשִׁים:  שֵׁם אֵשֶׁת-אַבְרָם, שָׂרָי, וְשֵׁם אֵשֶׁת-נָחוֹר מִלְכָּה, בַּת-הָרָן אֲבִי-מִלְכָּה וַאֲבִי יִסְכָּה.
ל  וַתְּהִי שָׂרַי, עֲקָרָה:  אֵין לָהּ, וָלָד.
לא  וַיִּקַּח תֶּרַח אֶת-אַבְרָם בְּנוֹ, וְאֶת-לוֹט בֶּן-הָרָן בֶּן-בְּנוֹ, וְאֵת שָׂרַי כַּלָּתוֹ, אֵשֶׁת אַבְרָם בְּנוֹ; וַיֵּצְאוּ אִתָּם מֵאוּר כַּשְׂדִּים, לָלֶכֶת אַרְצָה כְּנַעַן, וַיָּבֹאוּ עַד-חָרָן, וַיֵּשְׁבוּ שָׁם.

26. Terah yetmiş yıl yaşadı. Onun, İbrahim, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu.
27. İşte bunlar Terah’ın nesli: Oğulları İbrahim, Nahor, Haran; ve Haran’ın oğlu Lot.
28. Ve Haran, babası Terah sağ iken öz memleketi Ur kentinde öldü.
29. Ve İbrahim ile Nahor kendilerine eş buldular. İbrahim’in karısı Sare idi. Nahor’ın karısı Milcah idi. Milcah, Haran’ın kızı idi.
30. Ve Sâre kısır idi. Onun çocuğu yoktu.
31. Ve Terah, oğlu İbrahim’i, İbrahim’in eşi Sâre ve Haran’ın oğlu Lot’u yanına aldı. Ve onlarla birlikte Ur şehrinden ayrıldı; Kenan iline gitti. Oradan Harran’a yerleştiler.

Yukarıdaki tarihi kaynaklardan Hz. İbrahim’in babası, eşi ve kardeşinin oğlu ile birlikte Sümer ülkesi Ur’dan ayrıldığını anlıyoruz. Tarihçiler Hz. İbrahim’in Ur kentinden ayrılışının MÖ 2400 ilâ 2000 arasındaki bir zamana denk geldiğini tahmin etmektedirler. Yukarıda kaynak olarak verdiğimiz, Tekvin’in sonraki bölümlerinde ise Nemrud’un baskıları nedeniyle İbrahim’in kendine tabi olanlarla birlikte Harran’dan da ayrılarak daha güneye indiği, Mısır’a gittiği belirtilmektedir. Ancak Mısır’da Firavun’la sorun yaşadığı için orayı da terk ederek, Filistin topraklarına (Fenikelilerin ülkesine) yerleştiği belirtilmektedir. Filistin toprakları o devirde, Kenan adıyla bilinmektedir. Muhtemelen o bölge E1b haplogrubunun baskın olduğu, Afroasyatik dil konuşan Akdenizli Ön Fenikelilerin kontrolünde idi.

Hz. İbrahim’in Kenan ülkesinde bulunduğu süre zarfında, eşi Hacer’den İsmail, eşi Sare’den ise İshak dünyaya geldi. İslam kaynaklarına göre, Adnanî, Meaddî veya Nizarî olarak da bilinen ve Kureyşi (veya Haşimi) gibi Arap kabilelerinin de bağlı oldukları topluluklar, İsmail’in soyundan gelmektedir.

Musevilik kaynaklarına göre, İsrailoğulları ise İshak’ın soyundan türemiştir. Bilindiği üzere, Yahudilerin konuştukları dil İbranicedir ve bu dil, Fenikelilerin lisanı olan Kenan dilinden türemiştir. İshak ve ailesi, o bölgeye yerleştiklerinde azınlık olmaları nedeniyle kendi öz dillerini bırakarak yerel dil Kenan lisanını (Fenikece) öğrenmişlerdir. Nitekim Sümerlerin Ur şehrinden gelen azınlık bir ailenin o bölgenin dilini benimsemiş olması gayet doğaldır. Ayrıca o dönemde  (MÖ 2000-2600 arası) Ur kentinde hâla Sümercenin konuşulduğu Sümer tabletlerinden de anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan İslam kaynaklarına göre, İsmail, bilahare Mekke’ye yerleştiği için Arapçayı Cürhüm kabilelerinden öğrenmiş ve Kureyşi lehçesi de bu şekilde ortaya çıkmıştır. İsmail’in Arapçayı sonradan öğrendiği tüm İslam kaynaklarınca belirtilmektedir. İsmail’in soyundan gelenler o devirde Adnanîler, Meaddiler, Nizariler vb adlarla çeşitli kabilelere bölünmüştür. Adnanîler, nüfusları artınca Mekke’den ayrılarak Arabistan’ın farklı bölgelerine yayılmışlardır. Günümüzde Arap yarımadasının yaklaşık %35’ini İsmail’in soyundan gelen J1-FGC11 mensupları oluşturmaktadır. Bu bağlamda İbrahim oğullarına, Arapçayı ve Fenike dillerini öğretenlerin, o bölgedeki yerleşik kültürün sahibi E1b haplogrubunun Afro-asyatik mensupları oldukları düşünülmektedir.

SÜMERLER VE TUFAN

Yazımızın en başında Hz. İbrahim’in Sümer ülkesinde Ur kentinde doğduğunu belirtmiştik. Sümerler, yazıyı icat etmeleriyle bilinen en eski medenî halktır. Sondan eklemeli bir dil olan Sümerce, Ural-Altay dilleri ile benzerlik göstermesiyle bilinir. Sümer tabletlerinde bölgesel bir tufan olayından bahsedilir. Yine kayıtlara göre büyük tufandan sonra üç hanedan hüküm sürmüştür: Kiş, Uruk ve Ur. Yaklaşık MÖ 2400’de Afroasyatik dilli Akkadlar (muhtemelen E1b’li) Suriye taraflarından Orta Mezopotamya’ya göç etmişler ve Sümerlerin kuzey sınırında baskın hale gelmeye başlamışlardır. Uruk hanedanı ile aralarında çok sayıda savaş gerçekleşmiştir. Ancak MÖ 2350 ile 2150 yılları arasındaki mücadele döneminde Akkadların en kuzeydeki Sümer kenti Kiş’i ele geçirdiği bilinmektedir. Ancak Ur’un Akkad hakimiyetine geçip geçmediği bilinmemektedir. Nitekim, MÖ 2112 ile 2000 yılları arasında Ur kentinde hâla Sümerce konuşuluyor ve III. Ur hanedanı hüküm sürüyordu. MÖ 2001’de doğudan saldıran Elamlar, III. Ur sülalesine (Sümerlere) son vermiş ve Sümer kültürü büyük bir darbe görmüştür. Hatta Ur şehrinin Elamlar tarafından yakılıp yıkıldığı belirtilmektedir. İbrahim’in de bu dönemde Ur’dan ayrılarak kuzeybatıya göç etmiş olabileceği ihtimal dahilindedir.

Arkeolojik kayıtlara göre Sümercenin Uruk ve Ur gibi kentleri kapsayan Güney Mezopotamya’da en az MÖ 1800’e kadar konuşulduğu ve yazı dili olarak kullanıldığı bilinmektedir. Sümer kaynaklarında ve Gılgamış’ta Tufan hadisesi anlatılmaktadır ve ilgili tabletler günümüze kadar ulaşmıştır. Diğer taraftan Nuh Tufanı, zannedildiği gibi tüm dünyayı kapsamamıştır. Gerek Musevilik kaynakları gerekse İslam kaynaklarının büyük kısmı, Tufan’ın bölgesel olduğunu ve bu felaketin sadece Nuh’un kavmine gönderildiğini belirtmektedir. Yine bazı arkeolojik verilere göre Sümer kaynaklarında da anlatılan Büyük Tufan’ın MÖ 4600’den evvel bir zamanda gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Nitekim en eski Sümer sit alanlarının kuruldukları yerlerin temelinde belirli bir tarihten itibaren kuru balçık bir tabakanın olduğu arkeolojik kaynaklarda belirtilmektedir. Sümerlerin Gılgamış destanında geçen Tufan ile Nuh Tufan’ın aynı vak’a olabileceğini savunan görüşler de mevcuttur. Nitekim tüm dini kaynakların da kabul ettiği üzere, Hz. İbrahim, Ur kentinde doğmuş bir Sümer’dir. Nitekim Tekvin 11. bölümde Tufan sonrası doğudan göçtükleri ve Sümer (Sinear) adlanan diyarda bir ovaya şehir inşa ettikleri belirtilmektedir.

GENETİK VE DİL DEĞİŞİMİ  

Sonuç olarak, Hz İbrahim’in Sümer ülkesindeki Ur kentinden MÖ 2000-2200 tarihleri arasında ayrıldığı tahmin edilmektedir. Ur kentinde Sümer hakimiyetine MÖ 2000’de Elamlar son vermiş, ancak Sümerce varlığını MÖ 1800’e kadar korumayı başarmıştır.

İbrahim’in torunları İshakoğulları ile İsmailoğullarının soyları J1 haplogrubunun FGC11 dalında (MÖ 2000-2200’de) tek atada birleşmektedir. Büyük bir olasılık ile Hz İbrahim’in kendisi ve babası da FGC11 dalına mensup idi. Bu dalın Ur kentinden İbrahim yoluyla dağılmış olma olasılığı oldukça yüksektir. Nitekim günümüzde de J1 haplogrubu o bölgede %81 oranında görülmektedir. İbrahim’in kendi özvatanı Sümer ülkesini terk edip Kenan iline gitmesi, oğullarından İshak’ın soyundan gelenlerin Fenikeliler döneminde Kenan dilini benimsemesi, İsmail’in soyundan gelenlerin ise Arabistan’a giderek Cürhüm kabilesinden Arapçayı öğrenmesi, İbrahim’in asıl dilinin Arapça veya Kenan dili olmadığını göstermektedir. O bölgeye Sümer ülkesinden giden azınlık bir ailenin kendi dilini öğretmesi veya dayatması mümkün değildir. Dolayısıyla zaman içerisinde yerleştikleri yerlerin dillerini öğrenip benimsemişlerdir.

En başından Ur kentinden gelmeleri ve o dönemde Ur kentinde Sümercenin konuşuluyor olması, anadilllerinin Sümerce olduğuna işaret etmektedir. FGC11 dalına mensup olmaları da J1-FGC11 dalının Sümer ülkesinden dağıldığına işaret etmektedir. Bazı Yahudi kaynaklarında Ur’un da bulunduğu bölgeye Keldani denilme sebebi ise, ilgili kitabın (Tekvin/Book of Genesis) yazıldığı dönemlerde (MÖ 5. ve 6. yüzyıllar) o bölgenin Keldani adıyla anılmasından kaynaklanmaktadır (Van Seters, 1998). Nitekim Keldaniler çok sonradan Kuzey Mezopotamya’da ortaya çıkan farklı bir halktır. Belirli bir dönemde politik bir ad olarak, tüm Mezopotamya’yı temsil eden bir isim haline de gelmiştir. Ancak zaten Tekvin’de o bölge için Sinear (Sümer) adı da geçmektedir.

Günümüzde Arap yarımadasınının yaklaşık %35’ini J1’in FGC11 dalı mensupları oluşturmaktadır. J1’den sonra Arap yarımdasında en çok görülen haplogrup E1b’dir. Dil mevzusuna girecek olursak, İsmaililerin Arapçayı öğrendikleri Arabistanlı Cürhüm kabileleri büyük ihtimal ile E1b haplogrubuna mensuptu. Nitekim, İslam kaynaklarında Arab-ı Müsta’ribe (sonradan Arap) ifadesi ile tanımlanan İsmailî kabilelerine mensup olanlarda ezici olarak J1-FGC11 dalı görülürken, Arab-ı Aribe (Hakiki Arap) olarak tanımlanan Arap kabilelerine (Cürhüm, Evs, Hazrec ve Kahtanî vb) mensup kişilerin E1b ağırlıklı oldukları genetik çalışmalarda gözlemlenmektedir. Ancak Kahtanilerin bir kısmında da J1’in FGC11 dalının mevcut olması Adnanîlerin zaman içerisinde Arab-ı Aribe ile karışmasından kaynaklanmaktadır.

DİL MEVZUSU – SONUÇ

İslam kaynaklarına göre Hz. İsmail, Arapçayı sonradan öğrenmiştir. Arapça, Afrika’daki Amharca ile Semitik grubunda yer almaktadır. Arapça ve Amharca, Kızıldeniz’in iki kenarındaki aynı kökenden çoğalan Semitik dildir. Arapça ile aynı kökten gelen ve Etiyopya’da 22 milyon insanın konuştuğu Amharca dili, E1b haplogrubuna mensup Etiyopya yerlileri ile ilişkili görülmektedir. Arapça ise Amharcanın Kızıl Deniz’in doğusunda yer alan kardeşidir. Diğer taraftan, Doğu Akdeniz’de hüküm süren Fenikeliler de büyük olasılık ile E1b’nin Doğu Akdeniz dalını oluşturuyordu. Fenikelilerin konuştukları dil de İbranice ile aynı kökten (Kenan dili) gelmektedir. Filistin’e yerleşen İbrahim ve onun soyundan gelenler zaman içinde bu dili benimsemiştir. Kuzey Afrika’da Akdeniz sahilleri boyunca, Kızıldeniz çevresi ve Doğu Akdeniz sahillerinde konuşulan en eski bükümlü diller tek bir kökenden gelmekte ve Afroasyatik dil ailesini oluşturmaktadır. Günümüzde o bölgelerin en eski yerli halklarına baktığımızda E1b haplogrubunun baskın olduğu görülmektedir. Nitekim Kuzey Afrika ülkelerinde J1 haplogrubu asla çoğunluk değildir (örneğin Cezayir’de E1b %58 oranında görülürken, J1 %21 oranında görülmektedir) ve J1’in FGC11 (İsmailî dalı) mevcuttur. Bu da J1’in İslam’ı yaymak amacıyla o bölgeye MS 700’lerden itibaren yayıldığını göstermektedir. Diğer Afroasyatik dillere (örneğin Berberî dillerine) mensup toplumlarda J1 haplogrubu neredeyse hiç görülmemektedir. Dolayısıyla Afroasyatik dillerin (daha geniş kapsamda değerlendirilecek olursa bükümlü dillerin) E1b1b haplogrubu ile ilişkili olduğu ve J1 haplogrubunun FGC11 dalının sonradan Araplaştığı düşünülebilir.

Yararlanılan Bazı Kaynaklar

  1. FTDNA, Quraysh & Bani-Hashem DNA Project, https://www.familytreedna.com/public/Qurayishj1c3d/default.aspx?section=yresults
  2. FTDNA, Arab Tribes, https://www.familytreedna.com/groups/arab-tribes/about/background
  3. FTDNA, E1b1 Project, https://www.familytreedna.com/public/E1b1arabia/
  4. Al-Zahery (2011), In search of the genetic footprints of Sumerians: a survey of Y-chromosome and mtDNA variation in the Marsh Arabs of Iraq, Additional file 3 – Absolute frequencies of Y-chromosome haplogroups and subhaplogroups in the 48 populations included in the PCA.
  5. Book of Genesis, Chapter 11,
    http://www.vatican.va/archive/bible/genesis/documents/bible_genesis_en.html#Chapter 11
  6. Van Seters, John (1998). “The Pentateuch”. In Steven L. McKenzie, Matt Patrick Graham. The Hebrew Bible today: an introduction to critical issues. Westminster John Knox Press. ISBN 9780664256524.
  7. Köroğlu, K. (2010), Eski Mezopotamya Tarihi, Başlangıcından Pers Dönemine Kadar, İstanbul.
  8. Küçükaşçı, M. S. (2003), Cahiliye’den Emevilerin Sonuna Kadar Haremeyn, İstanbul.
  9. J1 Haplogrubu Hakkında Bilgi, http://www.haplogruplar.com/j1-haplogrubu/
  10. J1 Haplogrubu ve Alt Dallarının Yfull Tarafından Yaş Tahminleri, http://yfull.com/tree/J1/
İlhan Cengiz Hakkında Kısa Bilgi

İlhan Cengiz, genetik (Y-DNA, mtDNA haplogrupları ve otozomal genler) hakkında araştırmacı yazar. Yazara ulaşmak için: https://www.facebook.com/turkgenetik

1 yorum - J1 Haplogrubu, Semitikler ve Sümerler

  1. Çok güzel bi yazı olmuş fakat o verdiğiniz linkte j-fgc dışında başka j alt dallarida var l859 ve m267 ve onlarda oldukça çok birde İsrailoğulları o araştırmada yok sanirsam,ayrıca eger mevcutsa dediğimiz işgal oğullarının ve arabî aribelerinde y-dna örneklerini koydugunuz ikinci bi yazı yayınlayabilirsiniz?

Yorum yaz

Eposta adresiniz yalnızca editörler tarafından görülebilir. Yorumlar kontrol edildikten sonra yayımlanmaktadır. Küfür veya hakaret içeren yorumlar filtre nedeniyle otomatik silinir. Yorum sahiplerinin IP adresleri sunucuda kaydedilir. Bilimsel değeri olmayan veya ideolojik görüş içeren boş mesajlar yayımlanmaz.

*